ATT-TimeWarner-Satın-alımı

Eğlence dünyasının devi Time Warner, neden ABD’nin en köklü telekom firması AT&T tarafından satın alınmak isteniyor? Bu bileşimden nasıl sonuçlar çıkabilir?

Geçtiğimiz haftasonu, para piyasaları tatil rehavetindeyken ajanslara düşen bir basın bülteni bir sonraki haftanın ekonomi gündemini belirledi ve hafta başından beri dünya piyasaları AT&T’nin Time Warner firmasını satın almak için yaptığı 85 milyar dolarlık muazzam teklifini konuşuyor. Bu rakam elbette bir dünya rekoru değil ancak dijital dönüşüm süreci açısından da anlamlandırmaya değer bir büyüklük.

Öncelikle bu satın alma teklifi, 21. Yüzyıl ile başlayan Bilgi Teknolojileri-Telekom-Medya yakınsamasının doğal gelişmelerinden biri. Birleşmeyle ilgili yapılan medya sunumundan da anlaşılacağı gibi, AT&T, sahip olduğu telekom ağları üzerinden her türlü içeriğin tüketicilerle buluşmasını arzulamakta ve bu bağlamda TimeWarner grubunu niteliği ve niceliği yüksek içerikleri üreten bir firma olarak konumlayıp kendi bünyesine dahil etmek istemekte.

Bir başka ifadeyle, Time-Warner’ın ürettiği içerikler, mevcut geleneksel anten ve kablo dağıtımının yanısıra artık dijitalleştirilerek AT&T’nin telekom ağları üzerinden de dağıtılıp pazarlanacak ve bu sayede hem TimeWarner, içeriklerini AT&T’nin 200 milyonun üzerindeki müşteri tabanı ile buluşma fırsatı elde edilecek, hem de AT&T, gün geçtikçe düşen geleneksel ses ve mesaj gelirlerini telafi edecek büyüklükte bir içerik gelir kalemine kavuşacak.

Kağıt üzerinde oldukça görünen bu “mükemmel birleşim” söyleminin geçmişte de birçok şirket tarafından denenmiş olduğunu; geçmişin ise 2000lı yılların başındaki Vodafone ile Vivendi birlikteliği ve hatta AmericaOnline ile TimeWarner evliliği gibi sonu pek de iyi gelmemiş acı deneyimlerle dolu olduğunu da hatırlatalım. Bu büyüklükte olmasa da British Telecom’un Premier Lig yayın haklarını satın alarak 3 yıldan beri başarıyla yaptığı spor yayıncılığı ise, ilginç bir olumlu örnek. Benzer örnekler olarak ülkemizdeki Turkcell ve Türk Telekom’un halihazırda yürüttükleri online TV yayıncılık platformlarını da ekleyebiliriz.

Kişisel olarak, 2000’li yıllardakinin aksine şu anda medya-telekom birleşmeleri için artık çok elverişli bir zaman olduğunu ancak sadece medya-telekom yakınsamasının bunun için yeterli olamayacağı ve Bilgi Teknolojilerinin de hem teknolojik hem de süreçsel olarak işin içine katılmasının başarının olmazsa olmaz koşulu olduğu kanaatindeyim. Yani konuyu sadece içerik üretimi ve bunların şebeke üzerinden dağıtımıyla sınırlı tutmayıp aksine tüm süreci veriden başlatan bir IT entegrasyonu ve Netflix örneğindeki gibi veriye dayalı üretilecek içeriklerden başlayıp yeni medyadan toplanacak veriler üzerinden tüm sürecin sevk ve idare edildiği bir kültürel dönüşümden söz ediyoruz. Her ne kadar iki şirketin geçmişi satın alma ve birleşmeler konusunda başarılı örneklerle dolu olsa da bu büyüklükte bir kültürel dönüşüm AT&T ve Time Warner için bile hayli iddialı.

cvyiylkweaahxzr

Üstelik günümüzde BilgiTeknolojileri-Medya-Telekom üçlü yakınsamasını doğuştan içselleştirmiş AirBnb, Uber, Google, Netflix, Amazon gibi Batı Yakası oyuncularının yeni medyada mülkiyetten ziyade platform kurup işletme ve iş ortaklığı ekosistemi oluşturma yönlerinin gelişkin olduğu ve başarılarının temelinde bunun yattığını da gözardı etmemek lazım. Bu bağlamda, gerek AT&T, gerekse TimeWarner’ın iş ortaklığından ziyade “bünyeye katma” anlayışını benimsemesi bir dezavantaj gibi görünüyor.

Ülke siyaseti açısından ABD seçimlerinin hemen öncesine denk gelmesi ve birleşme hacmi yönleriyle kamuoyunda kartelleşme korkularını açığa çıkartan ve her iki başkan adayının da kuşkuyla karşıladığı bu birleşme, düzenleyici kurumlardan vize alır mı bilinmez ama AT&T ile TimeWarner’ın önündeki yol epey çetin ve soru işaretleriyle dolu. Tüm bunların üstesinden gelip başarılı olurlarsa başta medya olmak üzere reklam, halkla ilişkiler, pazarlama birçok sektörde halihazırda süren dijital dönüşümün hızlanacağı bir döneme hazır olsun herkes.

Kaynak: İsmail Hakkı Polat

Pin It on Pinterest