Mark Zuckerberg’in Facebook, Whatsapp ve Instagram’dan oluşan sosyal medyanın “yenilmez armadası”, zor günler yaşayan geleneksel reklamcılık dünyasına son darbeyi indirmenin peşinde.

AAEAAQAAAAAAAAesAAAAJDcxNjZiZDE3LWE0YjktNGViNC1iZjk2LTliNjMxZmJmMzg3Yw“Bence Zuckerberg WhatsApp’ı Instagram’dan daha özgür bırakacak ancak oradaki kişisel bilgiler ve sohbet içeriği Facebook’un veritabanına akacak ve herkesin profili daha da netleşecek. Son dönemde yaş ortalaması giderek artan ve gençlerin yavaştan terk etmeye başladığı Facebook, Instagram ve WhatApp ile birlikte oluşturduğu armada sayesinde her kitleye hitap eden ve sürekli güncellenen merkezi veritabanından kurum ve kuruluşlara veri üreterek onların kendi tüketici kitlesiyle bağlamsal pazarlamaya olanak tanıyacak şekilde buluşmalarını sağlayacak.

Örneklersek; WhatsApp’da arkadaşınızla ne tip ayakkabıdan hoşlandığınızdan söz ediyorsunuz. Facebook’a girdiğinizde ya da cep telefonunuza gönderilen bir notifikasyonla bu ayakkabıya ilişkin bir teklifle karşılaşacaksınız. Teklifin size en uygun zaman-mekan ve diğer koşullarda gönderilmesi ise, Facebook’un merkezi veritabanındaki bu bilgilerle hesaplanacak. Bu, ödenen 19 milyarın çok ötesinde bir adım!”

Geçtiğimiz günlerde WhatsApp kullanıcı sözleşmesinde “WhatsApp, kişisel verilerinizi Facebook ve diğer üçüncü partilerle paylaşabilir” şeklinde özetlenebilecek tartışmalı değişikliği yaptığı haberlerini okuduğumda, Şubat 2014’te blogumda yazdığım yukarıdaki satırlar geldi aklıma. Facebook WhatsApp’ı 19 milyar dolara satın alışının hemen ertesinde “Zuckerberg, WhatsApp’a bu kadar parayı neden ödedi?” sorusuna kişisel bir senaryo olarak yazdığım bu düşüncelerin ardından geçen 2,5 senede Facebook (daha doğrusu Zuckerberg) bu senaryoyu adım adım hayata geçirdi. Bugün itibarıyla Facebook-WhatsApp-Instagram’ın birleşik veritabanında tahminen 2 milyarı aşkın kullanıcının temel kimlik bilgileri, aile ve soyağacı, telefon rehberi, arkadaş çevresi, yaşadığı ve seyahat ettiği yerler, sosyal beğenileri, siyasal görüşü gibi statik bilgilerin yanısıra anlık bulunulan konum, ruh hali ve mesaj içerikleri gibi dinamik verilerle dolup taşmakta. Hatta Facebook bunun da ötesine geçip, İnternet tarayıcınızla girdiğiniz her sitenin kaydını almakta ve aslında sizi sizden daha iyi tanıyacak bir profilleme yapmakta. Bu açıdan bakıldığında Zuckerberg, sadece para bazında değil veri bazında da dünyanın en zengin insanlarından biri ve aslında bu da onu dünyanın en fazla “menkul değere” sahip insanı yapmakta.

Biraz daha açarsak; Facebook elindeki bu işlenmiş 2 milyar civarı kullanıcı verisi sayesinde dünyadaki her türlü ürün ve hizmetin hedef kitlesiyle buluşabilmesi için en uygun ama aynı zamanda en ekonomik mecra haline gelmiş durumda. İşadamını, tüccarı, genç kuşak girişimciyi ve hatta küçük esnafı, kendisinin bile farkında olmadığı bir potansiyel müşteri kitlesiyle buluşturabilecek en cazip ve rakipsiz mecralar Facebook’un bu sosyal medya platformları. Üstelik, gazete, radyo, TV gibi genele bağıran değil her kişinin kulağına ayrı ayrı ve ona özel teklifle fısıldayan bir kişisellikte, geri dönüşü yüksek adeta bir nokta atışı yapabiliyorsunuz bu mecralarda. Ve geleneksel rakipleri gibi yüksek paralar istemeden her cebe uygun bir bütçe anlayışıyla getiriyor bu zengin özellikleri. Yine örneklersek, sokağınızın köşebaşındaki kasabın leziz etlerini mahalledeki (hatta bölgenin tamamındaki) etobur müşterilerle buluşturup onlara et beğenileri doğrultusunda (tüm bu verinin WhatsApp’ta yapılan et-mangal muhabbetlerinden toplandığını düşünün) teklif yapabileceği (akşam eve dönüş yolunda Instagram ekranınızda beliren bir ızgara antrikot gibi) başka bir mecra var mıdır acaba?

“Hedefli online reklamcılık” ya da “Hedefli pazarlama” terimleri altında kavramsallaştırılmaya çalışılan bu yeni dijital pazarlama araçları karşısında geleneksel reklamcılığın en etkili mecralarının ve en yaratıcı yöntemlerinin bile ne kadar işlevsiz kalacağını öngörmek için kahin olmaya gerek yok. Halihazırda Türkiye’de bile daha emekleme döneminde yıllık 200 milyon TL dolayında gelir ürettiği tahmin edilen bu araçların, Facebook-WhatsApp-Instagram üzerinden birkaç yılda pastanın önemli bir kısmına talip olacağı da aşikar. Geleneksel reklamcılık ve hatta geleneksel medyayı ciddi biçimde tehdit eden bu gelişmenin önündeki tek (ve bence çok önemli) engel ise, ticaret erbabı için bulunmaz bir nimet olan bu üçlü yenilmez armadanın, kullanıcılar için kişisel ekonomi adına bir miktar cazip olmasına karşın kişisel mahremiyet adına önemli ölçüde bir gözetim/profilleme mecrası olması. Eğer kullanıcılardan oluşan kamuoyu bu konuda sesini yükseltir ve sivil toplumu hatta devletlerin düzenleyici kurumlarını bu konuda önlem almaya zorlarsa (biraz da devlet çıkarlarını koruma güdüsüyle) bu plan bir miktar daha gecikebilir ve belki de daha doğru ve etik bir zemine oturur ama yolundan sapmaz.

Reklam ve hatta medya sektörüne tavsiyem, tüm bu gelişmeler doğrultusunda kendileri için stratejik bir konumlama yapmaları. Başlangıç noktası ise, şu ilk 3 sorunun yanıtlarında; “Veri nedir, ne işe yarar ve benim ne işime yarar?”

 

Kaynak: İsmail Hakkı Polat

Pin It on Pinterest